Mittwoch, 4. Januar 2012

MERSİN'DE YAŞAYAN BİR GRUP AYDIN VE SANATÇIDAN BASINA VE KAMUOYUNA

Bildiğiniz üzere, AKP iktidarının, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıları, son dönemde yoğunlaştı. İktidar partisinin kimin, ne zaman, nerede ne söyleyeceğine karar veren tek merci olma yolundaki güçlü eğilimi, “Teröre karşı mücadele” muğlak ifadesi altında perdelenirken, muhalif gazeteciler, aydınlar, öğretim elemanları, yazarlar, sanal “terör örgütleri” ile irtibatlandırılıp, süresi belirsiz tutuklamaların hedefi oluyor. Artık açıkça görüyoruz ki; ABD destekli, Fethullah Gülen icazetli “Yeşil Ergenekon” sahnede.
Dalgalar hâlinde süregiden KCK operasyonları, bu sürecin bir yüzünü oluşturmakta. Ragıp Zarakolu, Büşra Ersanlı, Deniz Zarakolu, Ayşe Berktay gibi aydınlar, BDP’nin siyaset akademilerinde ders verdikleri “bahanesi”yle, KCK davasından tutuklandılar. Cezaevleri doldu taşıyor dediğimiz 12 Eylül faşist darbesi döneminde, zindanlarda 80 bin insan vardı. Bu gün ise bu sayı 120 bin. Ve ceza evlerinde hak ihlalleri, keyfi cezalar, tecrit içinde tecrit had safhada. AKP’nin‘demokratlığının’ en açık göstergesi.


Tekçi iktidarlar, eleştirel sesleri kısar, sindirir. Çünkü o, aldatmacadır, yanılsamadır, yalandır. Bunun için zorbalıktır. Bu durumda kimisi korkar, kimisi yılgınlığına düşer, kimi de“Bana ne” der… Şimdi tek sorumlu davranış biçimi: Zorbalığa itirazı, bize dayatılan utanca tercih etmektir. Unutulmasın: Zorbalığa sessiz kalmak onu yüceltmekten başka bir şey değildir. Egemenler, itirazın, eleştirinin, ifadenin sesini soluğunu kısmak isterken; itaatsiz olması gereken bilim de, aydın da “Başka bir dünya mümkün” diyebilme cüretini göstermelidir.

Haksızlığa karşı durmaktan, zulme itiraz etmekten, haksızlıkları eleştirmekten geri durmadık, durmayacağız. Devleti, iktidarı eleştirmek zor olduğu kadar, zorunludur da! Kürt kardeşlerimize yönelik saldırganlık, hepimize, Naziler döneminde susanlara da sıranın geldiğini anatan öyküyü anımsatıyor.

Bu saldırının yalnızca adıgeçen kişilere ya da Kürt kardeşlerimize değil, hepimize, ama bunun da ötesinde bilim, düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik olduğu bilinciyle, itirazımızıyükseltiyoruz. Ne zaman, nerede, neyi, kimlerle, nasıl konuşacağımızı hiçbir merciin denetim altına almasına izin vermeyeceğiz, bu yöndeki hiçbir baskıya boyun eğmeyeceğiz.

Bu amaçla, çeşitli çevrelerde sürdürülmekte olan “BDP Siyaset Akademilerinde Ders Vermek İstiyorum”girişimlerine biz, Mersin’de yaşayan bilim insanı, yazar, şair ve sanatçılar olarak destek olmak istiyoruz. İlk adım olarak da … tarihinde ilk dersimizi vereceğimizi ilan ediyoruz.

Bir çağrı da yanımızda olmayan bilim insanlarına, yazar, şair ve sanatçılaradır: ‘Sanatçı− gazeteci− akademisyen’ kimliği taşıyan birçok insan da ya açıktan ya da suskun kalarak mevcut hükümete ve büyük patronlara hizmet etmektedir. Bu kesim, İşçiler işten atılırken, öğrenciler polisten işkence görürken, seçilmiş belediye başkanları, muhalif gazeteciler, yazarlar, avukatlar, Ragıp Zarakoğlu’lar, Büşra Eraslanlı’lar tutuklanırken susmaktadır. Oysa Halil Cibran’ın sözleriyle, ‘Zalim zulmünü işletirken, ak ellilerin elleri temiz kalamaz.’

MERSİN’DE YAŞAYAN BİR GRUP BİLİM İNSANI, YAZAR, ŞAİR, SANATÇI

Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen